İMAM BUHARİ KİMDİR ?
Haber
31 Ağustos 2021 - Salı 23:26
 
İMAM BUHARİ KİMDİR ?
Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en güvenilir kitap kabul edilen el-Câmi‘u’s-sahîh adlı eseriyle tanınmış büyük muhaddis. Adının tam hali, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm el-Cu‘fî el-Buhârî (ö. 256/870) olan İmam Buhari'nin hayatı ve eserleri...
HADİS-İ ŞERİF Haberi
İMAM BUHARİ KİMDİR ?

İmam Buhari Kimdir?

 

Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en güvenilir kitap kabul edilen el-Câmi‘u’s-sahîh 

adlı eseriyle tanınmış büyük muhaddis. Adının tam hali, Ebû Abdillâh

Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm el-Cu‘fî el-Buhârî (ö. 256/870) olan İmam

Buhari'nin hayatı ve eserleri...

  • Buhari Hazretlerinin Kısaca Hayatı

Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Buharî, h. 194 (810) yılında Buhara’da

doğmuştur. On yaşlarında iken hadise karşı derin bir ilgi duymuş ve hadis ezberlemeye başlamıştır.

Memleketindeki hocalarından ders aldıktan sonra, o günün belli başlı ilim

merkezleri olan Şam, Basra, Hicaz, Kufe, Bağdat ve Mısır’da tahsiline

devam etmiştir.

Ders aldığı hoca sayısının bini bulduğu ifade edilir. Ezberlediği hadis sayısı

ise kendi ifadesiyle, yüz bini sahih, toplam üç yüz bindir.

Kırk yıl kadar süren ilim yolculuğu sonunda Buhara yakınlarındaki Hartenk

’e yerleşmiş ve h. 256 (870) yılında 60'lı yaşlarda iken vefat etmiştir.

Hadis edebiyatı tarihi içinde bir dönüm noktası kabul edilen Sahih-i Buharî 

sadece sahih yani güvenilir hadisleri toplamak maksat ve gayretinin

sonucudur.

İMAM-I BUHARİ KİMDİR?

13 Şevval 194 (20 Temmuz 810) Cuma günü Buhara’da doğdu. Dedesinin

dedesi olan Berdizbeh Mecûsî idi. Onun oğlu Mugīre, Buhara Valisi Cu‘feli

Yemân vasıtasıyla müslüman oldu. Buhârî bundan dolayı Cu‘fî nisbesiyle

de anılmıştır. Dedesi İbrâhim hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber

babası İsmâil’in Mâlik b. Enes ve Abdullah b. Mübârek gibi âlimlerden

hadis öğrenen bir kişi olduğu bilinmekte ve Buhârî henüz çocukken

vefat ettiği, hadise dair bazı kitaplarının oğluna intikal ettiği anlaşılmaktadır.

Annesinin ise duası makbul dindar bir kadın olduğu zikredilmektedir.

İMAM BUHARİ'NİN HADİS ÖĞRENMEYE BAŞLAMASI

Buhârî on yaşına doğru Muhammed b. Selâm el-Bîkendî, Abdullah b.

Muhammed el-Müsnedî gibi Buharalı muhaddislerden hadis öğrenmeye

başladı. On bir yaşlarında iken hocası Dâhilî’nin rivayet sırasında yaptığı

bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekti.

On altı yaşına geldiği zaman İbnü’l-Mübârek ve Vekî‘ b. Cerrâh’ın kitaplarını

tamamen ezberlemişti. Bu sırada annesi ve kardeşi Ahmed ile birlikte

hacca gitti. Hac sonrası onlar memleketlerine döndükleri halde Buhârî

Mekke’de kaldı ve Hallâd b. Yahyâ, Humeydî gibi âlimlerden hadis tahsil

etti. Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı.

Bu merkezler alfabetik olarak şöyle sıralanabilir: Bağdat’a sekiz defadan

fazla gitti ve her seferinde Ahmed b. Hanbel ile görüşüp ondan faydalandı.

Basra’ya dört veya beş defa gitti; orada Ebû Âsım en-Nebîl, Ensârî diye

tanınan Basra kadısı Muhammed b. Abdullah ve Haccâc b. Minhâl gibi muhaddislerden istifade etti.

Mekkî b. İbrâhim, Kuteybe b. Saîd vb. âlimlerden hadis dinlemek için

Belh’e birkaç defa gitti ve Belhliler’in isteği üzerine onlara kendilerinden

ilim tahsil ettiği 1000 hocadan birer hadis yazdırdı. Dımaşk’ta Ebû Müshir’

den hadis öğrendi. Hicaz’da altı yıl kaldı. Humus’a gitti. Kûfe’ye birçok defa

seyahat ederek Âdem b. Ebû İyâs, Ubeydullah b. Mûsâ, Ebû Nuaym Fazl b.

Dükeyn gibi muhaddislerden hadis dinledi. Medine’de İsmâil b. Ebû Üveys,

Merv’de Abdân b. Osman, iki defa gittiği Mısır’da Saîd b. Ebû Meryem,

Abdullah b. Yûsuf ve Asbağ b. Ferec gibi hocalardan hadis tahsil etti. İlk

defa 209’da (824), son olarak da 250’de (864) gittiği ve beş yıl süreyle

hadis okuttuğu Nîşâbur’da Yahyâ b. Yahyâ el-Minkarî gibi hadis

hâfızlarından faydalandı.

HADİS YAZDIĞI MUHADDİSLERİN SAYISI BİNDEN FAZLAYDI

Buhârî kendilerinden hadis yazdığı muhaddislerin sayısının 1080 olduğunu

söyler (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâ, XII, 395). Tek nüshası İrlanda’da bulunan

(Chester Beatty, nr. 5165/1, 11 varak) İbn Mende’ye (ö. 395/1005) ait

Tesmiyetü’l-meşâyih ellezîne yervî ʿanhüm el-İmâm Ebû ʿAbdillâh

Muhammed b. İsmâʿîl el-Buḫârî adlı eserde, Buhârî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’te

rivayette bulunduğu hocalarından 309 muhaddisin adı, yaşadıkları şehirler ve ölüm tarihleri verilmektedir (A. J. Arberry bu risâleyi tanıttıktan sonra söz konusu muhaddislere ait listeyi İngilizce olarak yayımlamıştır [bk. bibl.]). Ancak

el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’teki rivayetlerin Buhârî’nin derlediği yüz binlerce hadisin

pek az bir bölümünü teşkil ettiğini de gözden uzak tutmamalıdır. Meşhur

talebesi Firebrî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’i Buhârî’den 90.000 talebenin dinlediğini söylemektedir. En tanınmış diğer talebeleri ise İmam Müslim, Tirmizî,

Ebû Hâtim, Ebû Zür‘a er-Râzî, Muhammed b. Nasr el-Mervezî,

Sâlih Cezere, İbn Huzeyme gibi muhaddislerdir.

Buhârî’nin uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş bir

kütüphane meydana getirdiği ve seyahatleri esnasında kitaplarını imkân

nisbetinde yanında taşıdığı anlaşılmaktadır. Câriyesinin, odasında adım

atacak yer bulunmadığından şikâyet etmesi, bir gece uyumayıp o güne

kadar yazdığı hadisleri hesapladığını ve senedleri muttasıl 200.000 hadis kaydetmiş olduğunu söylemesi de bunu göstermektedir (Zehebî, Aʿl

âmü’n-nübelâ, XII, 411, 412, 452). Yazdığı hadislerin kitaplarda kalmayıp onları hâfızasına nakşettiğini gösteren en iyi örneklerden biri Bağdat’ta

verdiği imtihandır.

BUHARİ HAZRETLERİ'Nİ İMTİHAN EDEN HADİSCİLER

İbn Adî’nin rivayetine göre, Buhârî’nin Bağdat’a geldiğini duyan muhaddisler

 100 hadisin sened ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye

verdiler ve onlara Buhârî toplantı yerine gelince bu hadisleri sırayla

sormalarını söylediler. Bu on kişi tesbit edilen hadisleri çeşitli İslâm

ülkelerinden gelmiş olan muhaddislerin huzurunda okuyarak bunların

mahiyeti hakkında bilgi istediler. Buhârî onlara bu hadislerin hiçbirini

okunduğu şekliyle bilmediğini belirttikten sonra, ilk soruyu yönelten

kimseden başlayarak, sordukları hadislerin sened ve metinlerinin

doğrusunu her birine ayrı ayrı söyledi. Buhârî hakkında tereddüdü olanlar

onun nasıl bir hâfıza gücüne ve ne kadar geniş bir hadis kültürüne

sahip olduğunu gördüler.

BUHARİ VE MİHNE OLAYI

Kur’ân-ı Kerîm’in mahlûk oluşuyla ilgili olarak Mu‘tezile tarafından ileri

sürülen görüş (bk. HALKU’l-KUR’ÂN), devletin de destek vermesiyle İslâm

âlemini zor durumda bırakmıştır. Ahmed b. Hanbel, muhafazakâr âlimler

için bir imtihan vesilesi (fitne) olan bu olay karşısında büyük bir azim ve

sebatla direnmiş, sonunda devletin desteğini çekmesi üzerine Mu‘tezile

davayı kaybetmiştir. Buna rağmen konu büsbütün kapanmamış, İslâm

âleminde sürüp giden bu tartışmalardan Buhârî de zarar görmüştür.

İmam Müslim’in belirttiğine göre Buhârî Nîşâbur’a gittiğinde halk kendisine

çok itibar etmiş, onu iki üç günlük mesafede karşılamıştır. Nîşâbur’un

tanınmış muhaddisi Muhammed b. Yahyâ ez-Zühlî halka Buhârî’yi

karşılamasını tavsiye etmiş, ileri gelen âlimlerle birlikte kendisi de bizzat

karşılamaya gitmiş ve talebelerine ona hiçbir kelâm meselesini

sormamalarını tenbih etmiştir. Buna gerekçe olarak da Buhârî kendi

görüşlerinin aksine bir fikir beyan edecek olursa aralarında ihtilâf çıkacağını,

o takdirde Horasan’daki bütün Hâricî, Râfizî, Cehmî ve Mürciî grupların

kendilerine düşman olacağını söylemiştir.

Yine Müslim’in belirttiğine göre Buhârî’nin kaldığı ev ziyaretçilerle dolup

taşmış, şehre gelişinin ikinci veya üçüncü günü bu ziyaretçilerden biri ona

Kur’an’ın mahlûk olup olmadığını sormuş, onun da, “Fiillerimiz mahlûktur;

bir sözü ifade edişimiz de (Kur’an metnini okuyuşumuz) fiillerimizdendir” 

demesi üzerine orada bulunanlar arasında büyük bir ihtilâf çıkmıştır.

Buhârî’nin Kur’an okumayı mahlûk saydığını iddia edenlerle bu iddiaya

katılmayanlar kavgaya tutuşmuş, bunun üzerine ziyaretçiler ev halkı

tarafından dışarı çıkarılmıştır.

Bu konuda kendisine anlatılanları nakleden İbn Adî’ye göre ise Buhârî’yi

kıskanan bir muhaddis onun Kur’an mahlûktur görüşünü benimsediğini i

ddia ederek hadis talebelerini hocalarının kanaatini öğrenmeye teşvik

etmiş, ancak Buhârî bu konuda fikrini soran kişiye cevap vermek istememiş,

fakat onun üç defa ısrarla sormasından sonra, “Kur’an Allah kelâmıdır,

mahlûk değildir; ancak kulların fiilleri (Kur’an’ı okuyuşları) mahlûktur;

bu konuda soru sormak ise bid‘attır” diye cevap vermiş, bunun üzerine

ortalık karışmıştır.

Sübkî’nin kanaatine göre muhaddis Zühlî, Kur’an metnini telaffuz etmenin

mahlûk olduğunu söyleyenlerin kendileriyle konuşulmaması gereken birer

bid‘atçı, bizzat metnin mahlûk olduğunu söyleyenlerin ise kâfir

sayılacaklarını belirtirken Buhârî’ye muhalefet etmeyi düşünmemiştir.

Eğer Zühlî Buhârî’ye muhalefet etmiş ve mahlûk olan dudaklardan çıkan

sözün kadîm olduğunu ileri sürmüşse büyük bir günah işlemiştir. Zira

gerek Zühlî ve Ahmed b. Hanbel, gerekse diğer büyük imamlar bu kabil

münakaşalara dalmanın doğru olmayacağını ifade etmek istemişlerdir.

Anlaşılan odur ki, bu konuda Halku efʿâli’l-ʿibâd adıyla bir de müstakil eser

kaleme almış olan Buhârî bu ve benzeri itikadî konuları gerektiğinde

konuşulacak meseleler olarak kabul etmektedir. Bu olaylardan sonra

muhaddis Ahmed b. Seleme Buhârî’yi ziyaret ederek Zühlî’nin Nîşâbur’da

belli bir yeri olduğunu, onun görüşlerine kimsenin karşı çıkamadığını söyledi

ve bu durumda ne tavsiye edeceğini sordu. Buhârî de, “Ben işimi Allah’a

havale ediyorum; şüphesiz Allah kullarının her halini görür” (el-Mü’min

40/44) meâlindeki âyeti okuyarak Nîşâbur’a bir menfaat elde etmek için

gelmediğini, kendisini kıskanan Zühlî’nin dedikodularına son vermek için

hemen ertesi gün şehri terkedeceğini bildirdi (Buhârî’nin halku’l-Kur’ân

meselesiyle ilgili görüşleri için bu maddenin “Akaide Dair Görüşleri”

bölümüne bakınız).

Buhârî Nîşâbur’dan sonra Merv’e gitti. Kendisini yolda karşılayan şehrin t

anınmış muhaddis ve fakihi Ahmed b. Seyyâr görüşlerinin isabetli

olduğunu, fakat halkın anlayamayacağı konulara girmemesi gerektiğini

söyledi. Buhârî de kendisine iyi bildiği bir mesele sorulduğu zaman

susmasının mümkün olmadığını ifade etti. Daha sonra Merv’den Buhara’

ya geçti.

DEVLET ADAMLARINDAN UZAK DURDU

Buhârî kendisinden ilim tahsil etmek isteyen herkese bildiğini esirgemeden

vermesine rağmen devlet adamlarından uzak durur, onların saraylarına

gitmeyi ilmi küçük düşüren bir davranış olarak kabul eder ve bu uğurda

her zorluğa katlanmayı göze alırdı.

Horasan Valisi Hâlid b. Ahmed ez-Zühlî ona bir adamını göndererek

el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, et-Târîḫu’l-kebîr ve diğer eserlerini kendisinden

dinlemeyi arzu ettiğini bildirince bu talebi reddetti. İlmi küçük

düşüremeyeceğini, onu başkalarının ayağına götüremeyeceğini,

gerçekten arzu ediyorsa hadis okuttuğu mescide -veya evine- gelmesini,

bunu da istemiyorsa hadis okutmasını yasaklayabileceğini söyledi.

Hz. Peygamber’in, “Kendisine sorulan şeyi öğretmekten kaçınan kimsenin

ağzına ateşten gem vurulacağını” ifade eden hadisi sebebiyle ilmi kimseden esirgemediğini de haber verdi. Buhara valisinin sadece kendi çocuklarına

ders vermesi yolundaki isteğini de ilmi belli insanlara tahsis edemeyeceği gerekçesiyle reddetti. Bunun üzerine vali, yakın adamlarından bazılarının 

Buhârî’nin Ehl-i sünnet görüşüyle bağdaşmayan fikirlere sahip olduğunu

iddia etmelerini sağladı. Sonra da bu iddiaya dayanarak onu kendi

memleketinden sürdü.

BUHARİ HAZRETLERİ'NİN VEFATI

Buhârî oradan Semerkant’a gitmek üzere yola çıktı. Semerkant’a 3 mil

mesafede bulunan Hartenk kasabasındaki akrabalarını ziyaret etti. Fakat

orada hastalandı ve Semerkant’a gidemedi. 256 yılının ramazan bayramı

gecesi vefat etti, ertesi gün (1 Eylül 870 Cuma) orada toprağa verildi.

Ailesi hakkında bütün bilinenler, Ahmed adında bir oğlu olduğu, evinde

birkaç câriyesi bulunduğundan ibarettir.

İMAM BUHARİ'NİN AHLAK VE FAZİLETİ

Buhârî orta boylu olup zayıf ve ince bir yapıya sahipti. Birçok güzel huyu

yanında az konuşması, başkalarının sahip olduğu imkânlara özenmemesi

gibi özellikleri de vardı. Yiyip içmeye önem vermezdi. Onun cömertliğini, 

dünya malına değer vermediğini ve yardım severliğini gösteren davranışları

pek çoktur. 25.000 dirhem alacaklı olduğu birine karşı gösterdiği

müsamaha dikkat çekicidir. Uzun zamandan beri borcunu ödemeyen bu

şahıstan bazı idareciler vasıtasıyla alacağını tahsil etmesini tavsiye

edenlere, “Ben onlardan yardım istersem onlar da benden işlerine geldiği

gibi fetva vermemi isterler; dünya için dinimi satamam” demiştir. Fakat

bazı dostları ona rağmen bu konuyu yöneticilere söylediler. Buhârî bunu

haber alınca ilgililere mektup yazarak borçluya bir kötülük yapılmamasını

istedi ve onunla her yıl kendisine 10 dirhem ödemek üzere anlaşma yaptı

. Buhârî’nin dünya işleriyle ilgilenmediği, şahsî işlerini bir adamının

yürüttüğü kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır.

Buhârî’nin ahlâkî faziletleri, tenkit ettiği râviler hakkındaki son derece

mutedil ve insaflı sözlerinde de görülür. Bir râvi için kullandığı en ağır cerh

ifadeleri, o kimsenin güvenilemeyecek kadar zayıf (münkerü’l-hadîs)

olduğunu, muhaddislerin onun hakkında fikir beyan etmediğini (seketû

anh) söylemekten ibarettir. Hadis uydurmakla tanınan kimseler hakkında

bile yalancı (kezzâb) ifadesini pek nâdir kullanmıştır. Gıybetten sakınarak

kimseyi çekiştirmediğini söylemesi ve, “Allah Teâlâ’nın beni gıybetten

dolayı hesaba çekmeyeceğini umarım” demesi bu konudaki titizliğini

göstermektedir. Bir gün hadis okuturken âmâ olan talebesi Ebû Ma‘şer

bir hadisten pek hoşlanmış olmalı ki başını, elini sallamaya başladı.

Onun bu haline tebessüm eden Buhârî, daha sonra bu tebessümü ile

Ebû Ma‘şer’e haksızlık ettiğini düşünerek ondan helâllik istedi.

Buhârî’nin oğlu gibi sevip ilgilendiği kâtibi Muhammed b. Ebû Hâtim,

onun ok atmayı çok sevdiğini, yanında bulunduğu uzun yıllar boyunca

attığı oklardan sadece ikisinin hedefe isabet etmediğini ve bu hususta

kimsenin onunla boy ölçüşemeyeceğini söylemektedir. Bazı kitaplarda

yer alan ahlâkî beyitleri ise onun şiir zevkini yansıtmaktadır.

HADİS VE FIKIH İLİMLERİNDE DERİN BİLGİSİ VARDI

Buhârî’yi yakından tanıyan âlimlerin takdirkâr ifadeleri, onun ilmî şahsiyeti

ve otoritesi hakkında fikir vermektedir. Hocası Nuaym b. Hammâd ile

muhaddis Ya‘kūb b. İbrâhim ed-Devrakī, “Buhârî bu ümmetin fakihidir” 

derlerdi. Basralı hocalarından Bündâr diye tanınan Muhammed b. Beşşâr

Buhârî gibi bir âlim görmediğini ifade eder ve Buhârî Basra’ya gelince

onunla iftihar ettiğini söylerdi. Hadis ve fıkıh ilimlerindeki derin bilgisiyle

tanınan hocası İshak b. Râhûye muhaddislere, “Bu gençten hadis yazınız”

diye tavsiyede bulunduktan sonra eğer Buhârî Hasan-ı Basrî zamanında

gelmiş olsaydı hadis ve fıkhı çok iyi bildiği için herkesin ona başvurmak

zorunda kalacağını söylerdi. Yine Basralı hocalarından ve “emîrü’l-mü’

minîn fi’l-hadîs” lakabını almış nâdir muhaddislerden biri olan Ali b.

Medînî’ye, “Buhârî sadece senin yanında tevazu gösteriyor” dediler.

İbnü’l-Medînî de, “Siz ona bakmayın, onun gözleri kendi gibi birini daha

görmemiştir” karşılığını verdi. Diğer bir hocası olan Amr b. Ali el-Fellâs ise

onun bilmediği hadise hadis denilemeyeceğini söylerdi. İmam Müslim

Buhârî’ye hitaben, “Sana ancak seni çekemeyenler kızabilir. Dünyada

senin bir benzerinin bulunmadığına şahadet ederim” diyerek ona duyduğu

derin sevgiyi dile getirmiştir. İbn Huzeyme ise, “Şu gök kubbenin altında

Resûlullah’ın hadislerini Buhârî’den daha iyi bilen ve daha iyi ezberlemiş

olan birini görmedim” derdi. Hocalarından Muhammed b. Selâm el-Bîkendî

ile Abdullah b. Yûsuf et-Tinnîsî hadis kitaplarını ona tashih ettirmişlerdi.

Humeydî de hadise dair bir meselede muhaddislerden biriyle anlaşmazlığa

düşünce henüz on sekiz yaşında bulunan talebesi Buhârî’yi hakem tayin

etmişti.

İMAM BUHARİ'NİN HADİSÇİLİĞİ

Hicrî ilk üç asırda hadise hizmetleriyle tanınan önemli şahsiyetler arasında Buhârî’nin ön planda gelmesinin sebebi, sahih hadisleri ilk defa bir araya

getirmesinin yanında hadis ilmindeki tartışmasız otoritesidir. Yüz binlerce

rivayet arasından en sahih olanları seçmedeki metodunu Müslim’in aynı

adlı çalışmasındaki farklı metoduyla mukayese ederek onu Buhârî’ye

tercih etmek isteyenler fazla taraftar bulamamışlardır.

Rivayetlerde her âlimin göremediği ince kusurları (ilel) farketme hususunda Müslim’den de ileride olduğu, senedleri meydana getiren şahısların hem

aynı zamanda yaşama, hem de birbiriyle uzun müddet görüşme şartını

uygulama hususunda hiçbir muhaddisin onunla boy ölçüşemediği kabul

edilmiştir.

Bunlardan başka hadislerden elde ettiği fıkhî görüşlerini bab başlıklarında

göstermeye çalışması, bir hadisin ihtiva ettiği birkaç hükmü ilgili yerlerde

zikretmek için onu tekrardan kaçınmaması gibi ilmî özellikleri sebebiyle 

el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, diğer hadis kitaplarına tercih edilmiştir. Bütün

muhaddisler gibi Buhârî de eserlerine aldığı hadisleri hangi prensiplere

göre seçtiğini kaydetmemiştir. Onun bu prensipleri (şartlar) daha sonra

eserleri incelenmek suretiyle tesbit edilmiştir. Bununla beraber Buhârî

bazı râviler hakkında tenkitte bulunurken bir kısım prensiplerinden söz

etmiştir. Meselâ İbn Ebû Leylâ’dan söz ederken, sadûk* olmakla beraber

hadisin sağlamı ile çürüğünü birbirinden ayıramadığı için ondan ve onun

gibilerden hadis rivayet etmediğini belirtmiştir (Tirmizî, “Ṣalât”, 152).

HADİS YAZARKEN DİKKAT ETTİĞİ HUSUSLAR

Birinden hadis yazarken onun ismini, künyesini, nisbesini ve hadisi nasıl

öğrendiğini mutlaka sorduğunu, aldığı cevaplar sonunda eğer o kişiyi

yeterli bulursa ondan hadis rivayet ettiğini, aksi halde onun şeyhinden

yazdığı asl*ı gördükten sonra hadislerini yazdığını ifade etmekte, fakat

bazı hadis talebelerinin ne yazdıklarına ne de nasıl yazdıklarına dikkat

etmediklerinden yakınmaktadır (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâ, XII, 406).

Buhârî’nin rivayetteki titizliğine rağmen çoğu kendi hocası olan bazı zayıf

râvilerden hadis almasının sebebini anlamak kolay değildir. Kendilerinden

Müslim’in rivayette bulunmayıp sadece Buhârî’nin hadis aldığı

muhaddislerin sayısı 435’tir. Bunlardan zayıf olmaları sebebiyle tenkit

edilenler seksen kadardır. Şüphesiz Buhârî bu muhaddislerin her biriyle

bizzat görüşmüş, rivayetlerini gözden geçirmiş ve onların hadislerini çok

defa bir konuyu desteklemek üzere kullanmıştır (ayrıca bk.

el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ).

Buhârî’nin yakın talebeleri, kendisinin kitaplarını yazarken malzemeleri

önce ayrıntılı olarak tesbit ettiğini, meydana getirdiği hacimli eseri üzerinde

uzun süre titizlikle çalışarak son şeklini verdiğini söylemektedirler.

İbn Hacer onun “Kitâbü’l-İʿtisâm”ı el-Edebü’l-müfred’de yaptığı gibi önce

müstakil bir kitap olarak yazdığını, daha sonra onu ihtisar ettiğini

düşünmektedir (Fethu’l-bârî, XIII, 246-247). Bizzat Buhârî’nin bütün

kitaplarını üçer defa yazdığını söylemesi (İbn Hacer, Taglîku’t-taʿlîk, V,

418), onun eserlerini yazdıktan sonra talebelerine okuttuğunu, bu sırada 

bazı konuları ilâve edip bazılarını çıkardığını, daha sonra eserini ikinci ve

üçüncü defa aynı şekilde okutup tashih ettiğini göstermektedir. Nitekim

bazı kitaplarının farklı nüshalarında bunu görmek mümkündür.

Henüz yirmi yaşına basmadan ve kendi ifadesiyle “Hz. Peygamber’in

kabri başında mehtaplı gecelerde” yazdığı et-Târîḫu’l-kebîr onun ilk

eserlerinden biridir. Çok erken bir devirde yazdığı bu kitabın bir rivayetini

gören Ebû Zür‘a er-Râzî onda bazı hatalar tesbit etmiş, İbn Ebû Hâtim

er-Râzî de bunun üzerine Beyânü ḫataʾi Muhammed b. İsmâʿîl el-Buḫârî

fî Târîḫih adlı eserini kaleme almıştı. Buhârî’nin talebelerinden Muhammed

b. Süleyman b. Fâris ed-Dellâl’ın aynı esere ait nüshasını gören Hatîb

el-Bağdâdî, Ebû Zür‘a ile İbn Ebû Hâtim’in sözünü ettikleri hatalardan

bazılarının bu nüshada yer almadığını tesbit etmiştir.

Aynı şekilde Hatîb el-Bağdâdî’nin Muvazézıhu evhâmi’l-cemʿ ve’t-tefrîk,

adlı eserinde işaret ettiği bazı hataların Buhârî’nin talebelerinden

Muhammed b. Sehl b. Kürdî’nin rivayet ettiği nüshada bulunmadığı

görülmektedir. Bu sonuncu nüshanın, et-Târîḫu’l-kebîr’in Buhârî tarafından

üçüncü defa tashih edilmiş nüshalarından biri olduğu anlaşılmaktadır.

Târîhu Bagdâd’da nakledildiğine göre (II, 7), 230’da (844-45) vefat eden

İshak b. Râhûye’nin, talebesi Buhârî’nin et-Târîḫu’l-kebîr’ini eline alarak

Emîr Abdullah b. Tâhir’e, “Sana bir hârika göstereyim mi?” dediği, eserin

bu tarihten, 252’de (866) vefat eden ve Bündâr diye tanınan Muhammed b.

Beşşâr’a varıncaya kadar (Buhârî, I, 49) birçok değişik râviyi ihtiva ettiği

dikkate alınırsa Buhârî’nin hayatının ileri bir safhasına kadar eserini

devamlı surette yenileyip ikmal ettiği anlaşılır.

İMAM BUHARİ'NİN ESERLERİ

1. el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ*. Buhârî, halk arasında Ṣaḥîh-i Buḫârî diye şöhret

bulan bu eseri 600.000 kadar hadis arasından seçerek on altı yılda

meydana getirdiğini, her bir hadisi (veya babı) yazmadan önce mutlaka

boy abdesti alarak iki rek‘at namaz kıldığını söylemiştir.

Eserini Buhara’da yazmaya başlamış, çalışmasına Mekke, Medine ve

Basra’da devam etmiştir. Yeryüzünde hiçbir esere gösterilmeyen bir

ihtimama mazhar olan ve İslâm dünyasında üzerine yüzlerce inceleme ve

şerh kaleme alınmış bulunan el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, İstanbul, Mısır, Hindistan

ve Avrupa’da birçok defa basılmıştır.

2. et-Târîḫu’l-kebîr*. Buhârî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’ten önce yazdığı bu kitap

sahasının ilk eserlerinden biri olup burada ashaptan kendi şeyhlerine

gelinceye kadar 13.000’e yakın râvinin güvenilirlik derecesini tesbit etmiştir

. et-Târîḫu’l-kebîr Haydarâbâd’da Dârü’l-maârifi’l-Osmâniyye tarafından 

dört büyük cilt (sekiz cüz) halinde basılmıştır (1361-1364). Ayrıca

Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye ve Müessesetü’l-kütübi’s-sekāfiyye tarafından

eserde geçen şahısların ve hadislerin fihristi hazırlatılarak Beyrut’ta iki

cilt halinde yayımlanmıştır (1407/1987).

3. et-Târîḫu’l-evsaṭ. et-Târîḫu’l-kebîr’in bir muhtasarı olduğu anlaşılmakla beraber eserin tam olarak günümüze geldiği bilinmemektedir. Çok eksik

bir nüshası Hindistan’da mevcuttur (Bankipûr 12/32, nr. 687, 56 varak).

4. et-Târîḫu’ṣ-ṣagīr. et-Târîḫu’l-kebîr’in bir hulâsası olup râvileri

et-Târîḫu’l-kebîr’deki gibi alfabetik olarak değil vefat tarihlerine göre ele

almakta ve onlar hakkında diğer eserlerinde rastlanmayan bilgiler

vermektedir. Eser Muhammed el-Ca‘ferî tarafından Allahâbâd’da (1324,

taşbaskı) ve Ahmedâbâd’da (1325), Mahmud İbrâhim Zâyed tarafından

da Kahire’de (1396-1397/1976-1977) iki cilt halinde yayımlanmıştır.

Bu çalışma, Yûsuf el-Mar‘aşlî tarafından içindeki hadislerin fihristi

yapılarak Beyrut’ta yeniden basılmıştır (1986).

5. Kitâbü’d-Duʿafâʾi’s-sagīr. İbrâhim ismiyle başlamakta ve 418 râviyi

ihtiva etmektedir. Buhârî’nin daha önce zikredilen kitaplarına nisbetle

oldukça küçük hacimli olup alfabetiktir. Eser Agra’da (1323), Allahâbâd’da

(1325), Bûrân ed-Danâvî’nin tahkikiyle Beyrut’ta (1404/1984), Abdülazîz

İzzeddin es-Seyrevân tarafından el-Mecmûʾ fi’d-duʿafâʾ ve’l-metrûkîn

adıyla ve Nesâî ile Dârekutnî’nin ed-Duʿafâʾ ve’l-metrûkîn adlı eserleriyle

birlikte Beyrut’ta (1405/1985) ve Mahmûd İbrâhim Zâyed’in tahkikiyle

Nesâî’nin Kitâbü’d-Duʿafâʾ ve’l-metrûkîn’i ile birlikte yine Beyrut’ta

(1406/1986) yayımlanmıştır.

6. Kitâbü’l-Künâ. et-Târîḫu’l-kebîr’i tamamlayıcı mahiyette olan bu eser,

isimlerinden çok künyeleriyle tanınan 1000 kadar râvi hakkında kısa bilgiler vermektedir. Kitabın sonunda Abdurrahman b. Yahyâ el-Muallimî

el-Yemânî’nin eseri tanıtan bir yazısı bulunmaktadır. İbn Ebû Hâtim

er-Râzî’nin Beyânü ḫaṭaʾi Muhammed b. İsmâʿîl el-Buḫârî fî Târîḫih adlı

eseriyle birlikte Haydarâbâd’da basılmıştır (1360).

7. et-Târîḫ fî maʿrifeti ruvâti’l-hadîs ve nakaleti’l-âsâr ve temyîzi sikātihim

min duʿafâʾihim ve târîḫi vefâtihim. Bu eser de Buhârî’nin diğer tarih

kitaplarına nisbetle oldukça küçük hacimli olup Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bir nüshası bulunmaktadır (Medine,

nr. 524, 18 varak).

8. et-Tevârîḫ ve’l-ensâb. Bazı önemli şahsiyetler hakkında bilgiler ihtiva

eden eserin diğer kitaplarda olduğu gibi belli bir metodu yoktur. Topkapı

Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bir nüshası mevcuttur (III. Ahmed,

nr. 2969, vr. 382a-399b).

9. el-Edebü’l-müfred*. el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’te bulunmayan güzel ahlâka

dair bazı hadisleri de ihtiva eden ve 644 bab içinde 1322 hadisi toplayan 

eser Hindistan’da (1304), Agra’da (1306), İstanbul’da (1306, 1309),

Kahire’de (1346, 1349) ve Muhammed Fuâd Abdülbâkī’nin tahkikiyle

yine Kahire’de (1375/1955) yayımlanmıştır.

10. Ḫalku efʿâli’l-ʿibâd*. Kulların diğer fiilleri gibi Kur’an’ı telaffuz edişlerinin

de mahlûk olduğunu ortaya koymak maksadıyla yazılan eser Muhammed

Şemsülhak el-Azîmâbâdî tarafından Delhi’de (1306), Ali Sâmî en-Neşşâr

ile Ammâr et-Tâlibî tarafından ʿAkāʾidü’s-selef adlı eser içinde (1970),

daha sonra müstakil olarak Beyrut’ta (1404/1984) yayımlanmıştır.

11. Refʿu’l-yedeyn fi’ṣ-ṣalât. Namazda rükûa varırken ve rükûdan

kalkarken tekbir almanın sünnet olduğuna dair olan eser, Urduca

tercümesiyle birlikte Kalküta’da (1256), Tenvîrü’l-ʿayneyn bi-refʿi’l-yedeyn

fi’ṣ-ṣalât adıyla Delhi’de (1299), Ḫayrü’l-kelâm fi’l-kırâʾati ḫalfe’l-imâm

ile birlikte Kahire’de (1320) ve Ahmed eş-Şerîf tarafından Ḳurretü’l-ʿ

ayneyn bi-refʿi’l-yedeyn fi’ṣ-ṣalât adıyla Küveyt’te (1983) basılmıştır.

12. Kitâbü’l-Kırâʾati ḫalfe’l-imâm. Ehl-i re’y*in görüşlerinin aksine farz

namazlarda imamla beraber cemaatin de Kur’an okumasının gerekli

olduğunu ileri süren eser, Hayrü’l-kelâm fi’l-kırâʾati ḫalfe’l-imâm adıyla

ve Urduca tercümesiyle birlikte Delhi’de (1256), Kahire’de (1320) ve

Beyrut’ta (1985) yayımlanmıştır.

Buhârî’nin bunlardan başka el-ʿAkīde (et-Tevhîd) (Sezgin, I, 259), Aḫbârü

’ṣ-ṣıfât (Sezgin, a.y.), Kazâya’ṣ-ṣaḥâbe ve’t-tâbiʿîn, et-Tefsîrü’l-kebîr

(et-Târîḫu’l-kebîr, VIII, 232, 265; Brockelmann, III, 179), Kitâbü’l-ʿAtîk

(et-Târîḫu’l-kebîr, II, 95, 169), el-Eşribe, el-Hibe, el-Vuhdân (sadece bir

hadis rivayet eden sahâbîlere dair), el-Mebsût, el-ʿİlel, el-Fevâʾid, el-İʿ

tiṣâm, Kitâbü Ashâbi’n-nebî (et-Târîḫu’l-kebîr, II, 60), Esmâʾü’s-sahâbe,

 

Kitâbü’l-Îmân (et-Târîḫu’l-kebîr, II, 158), Birrü’l-vâlideyn, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaġīr,

el-Câmiʿu’l-kebîr (el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’i bu eserden meydana getirdiği

düşünülebilir) gibi eserleri bulunduğu, hocalarının adlarını yazdığı bir

Meşyeḫa’sı olduğu eserlerindeki ifadelerinden ve kaynaklardan

anlaşılmaktadır.

Buhârî’nin üç râvi ile Hz. Peygamber’e ulaşan rivayetlerini ihtiva eden

es-Sülâsiyyât daha sonraları tertip edilmiştir. Onun el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’t

eki bazı “kitâb”ları önce müstakil olarak yazdığını, bunları daha sonra

yeniden gözden çirerekeserine birer bölüm olarak aldığını tahmin

etmek güç değildir. Daha çok et-Târîḫu’l-kebîr’de görülen es-Sahîh,

el-Müsned, el-Müsnedü’l-kebîr, el-Muḫtasar gibi kitap isimleriyle

de el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’i kastetmiş olmalıdır.

 

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi

 

HADİSİN SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI NEDİR?

Hadisin Sözlük ve Terim Anlamı Nedir?

HADİSİN BÖLÜMLERİ NELERDİR?

Hadisin Bölümleri Nelerdir?

HADİSTE RİVAYET VE RİVAYET METODLARI

Hadiste Rivayet ve Rivayet Metodları

HADİS İLMİNİN ÖNEMİ NEDİR?

Hadis İlminin Önemi Nedir?

SÜNNETİN HADİSLE İLGİSİ NEDİR?

Sünnetin Hadisle İlgisi Nedir?

HADİS OKUMANIN FAYDALARI

Hadis Okumanın Faydaları

SAHİH HADİSLERİN SAYISI NE KADARDIR?

Sahih Hadislerin Sayısı Ne Kadardır?

PEYGAMBER DEVRİNDE HADİS ÖGRENME

YOLLARI

Peygamber Devrinde Hadis Öğrenme Yolları

HADİS ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Hadis Çeşitleri Nelerdir?

HAZRETİ PEYGAMBER'İN HADİS

ÖGRENMEYE TEŞVİKİ

Hazreti Peygamber'in Hadis Öğrenmeye Teşviki

PAYLAŞ:                

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: İMAM, BUHARİ, KİMDİR, ?,
Yorumlar
Haber Yazılımı